


|
İZMİR |
|
Kozalar
Yazan: Adalet Ağaoğlu |


|
Adalet Ağaoğlu, Kozalar'da sakınmadan bir sınıfı alaşağı etmekten geri kalmaz. 1971'de kaleme aldığı oyunda, bir önceki oyunundaki "tanık olma" durumu ve tavrı, yerini ateşli bir burjuvazi düşmanlığına bırakır.
Oyunun konusunu, üç kadının sıradan bir kabul günü ya da beş çayı gibi bir toplantıdaki sohbetinden absürd bir duruma uzanan fantastik öyküleri oluşturur. Küçük burjuva üç kadın, mallarından, mülklerinden, sahip oldukları her metadan gururla sözedip, birbirlerine nisbet yaparken dışarıdan gelen gürültülerin (yürüyüş sesleri, silah ve top sesleri) konumlarının ve mallatını tehdit ettiği korkusuna kapılırlar. Duydukları korkunun somut karşılığı(nedeni) olarak ise hapisten kaçan bir mahkumu görürler. (Nedenleri tarihsel olarak açıklanabilecek toplumsal olayların yükünü bireylere yıkma sendromu) Radyodan gelen haberler (1970'lerin öğrenci olayları; örneğin öğrencilerin bir banka müdürünü kaçırması Deniz Gezmiş olayını anımsatmakta; yürüyüş haberleri ise işçi yürüyüşlerini) ise duydukları korkuyu arttırmaktadır. Sürekli artan bir şiddetle çalınan kapıyı açmazlar ve oyunun sonunda evdeki dev bir örümcek ağı tarafından kuşatılarak, kıstırılmış bir şekilde çıkacak bir delik umarlar.
Kozalar, dönemin etkisinden (1970) kurtulamamış ve yazar bu etkileri sembollerle aktarmaya çalışmıştır. Oyunun başındaki slayt görüntüleri 70'lerin toplumsal ve siyasi panaromasını yansıtır. Oyundaki izleklerden kadınların karakter özelliklerden çok, sınıfsal özellikler gösterdikleri görülür. Bu izlekler şunlardır:
*Mallarını övünç kaynağı yapmaları ve paraları olmayan insanları değersiz görmeleri,
II. Kadın: Onlar en çok kürke kızıyorlarmış......
III. Kadın: Her şey herkesin üstüne uymaz........ Herkese alıştığı.. Herkes kendi evinde rahat."
*Açgözlü olmaları,
II. Kadın: ...Evimizi çok şükür, bol bol yiyecekle doldurduk. Konserveler, iki çuval pirinç, üç teneke yağ filan."
*Birbirleri hakkında arkalarından konuşmaları; ikiyüzlülük,
III. Kadın: (I. Kadın hakkında) Onun asıl benim kürkümde gözü var, söylemesi ayıp."
*Sokaktaki fakir insanlara ve öğrencilere karşı otoriter tutumları,
II. Kadın: Baksana fakir, fukarayı üstümüze yürüteceklermiş!"
III. Kadın: ...Her şeyin başı terbiye .... Komşumun bir oğlu var. Fakültede. Ne ana dinliyor, ne baba. Görsen bir bağırıyor onlara, bir baş kaldırıyor..."
II. Kadın: Katil gibi bir şey bu! Esrar da içiyordur belki."
III. Kadın: Olabilir... Köşe başlarında durup el kadar kağıtlar dağıtıyormuş herkese."
II. Kadın: Herkes her şeye burnunu sokar oldu."
Kadınların kocalarına karşı duydukları korkuyla karışık saygı ve kocalarına sığınmışlıkları, aileyi kutsamaları,
II. Kadın: Köklü aile çocuklarının ahlakı bozulmaz ....."
II. Kadın: Benimki yatakta hoyrattır...."
I. Kadın: Benimki ne kadar kavgalı olsak , ne kadar küs olsak hiç aldırmaz ... "
I. Kadın: Biz kocalarımızdan memnunuz çok şükür."
*Sürekli hastalıklı haleri;
III. Kadın'ın histerk halleri, II. Kadın'ın ağlamaklı, hiç bir şeyden tatmin olmayan hali ve I. Kadın'ın her şeyi bilen tavrı.
Bu izlekler tanımlanan sınıfın küçük burjuvazi olduğunu düşündürüyor. Üç kadının sınıflarının aynı olması ve aynı koza içine hapsedilmeleri aslında tek bir "varlıkla" karşı karşıya olunduğunu çağrıştırır. Bu tek varlığı tanımlarken yazar, absürd tiyatro dışında birebir gündelik gönderme alanları olan kodları kullnmaktan bu oyunda da kaçınmaz. Bu kodların kullanımı, oyunun içindeki absurd öğelerin yararttığı anlam-anlamsızlık-uyumsuzluk - varoluş kavramlarının sorgulanması sürecini hiçe sayar. Sözü edilen kodlar şöyle açımlanabilir:
- Kanaryanın ötüş zamanlaması, (vakitsiz öten horoz)
- Delik, (zayıflık)
- Örümcek ağının kadınların etrafında koza örmesi; örümcek ağı ince ve kolay yırtılabilen bir ağken üç kadını kuşatması simgesel bir anlamı olduğunu gösteriyor.
- Oyunun sonunda kadınların ani aydınlanması; şov yaklaşımı, inandırıcılıktan uzak.
- Haberlerin radyodan duyulduğu ve kapının çalınma anlarının oyunda gerilimin arttığı noktalar olmasının dışında her unsurun nerdeyse simgesel olduğu oyunda tek başına bir anlamı bulunmaması.
- Oyunda yinelenen maddi tutkunluğun, oyunu didaktik bir söyleme götürmesi.
- Oyunun adının alımlayanı yönlendirici olması. (Kozalar, kendi ördüğü sınırlar içinde hapsolmuşluğu çağrıştırır.)
Bu oyun Ağaoğlu'nun 70'li yıllarda yazdığı son oyunu olur. 1989'a değin oyun üretmeyen Ağaoğlu, bu tarihte kaleme aldığı Çok Uzak Fazla Yakın adlı oyunu ile oyun yazarlığına geri döner. (Yazar aradan geçen yirmi yılda daha çok roman alanında eserler vermeye devam etmiştir.) 60'lı yıllardan itibaren 70'li yılların başına değin ürettiği oyunlarda göstermeci biçemin türlü kollarını deneyen, içinde yaşadığı toplumun yansımalarını eserlerinde barındıran yazarın, oyun yazarlığına bu kadar uzun bir ara vermiş olması şaşırtıcıdır.
(www.okuyanus.com adresinden alınmıştır)
|